Ortaya karışık

Neredeyse bütün hafta sonumu www.fobiksozluk.com üzerinde çalışarak, düzenlemeler yaparak ve buglarını gidermeye çalışarak geçirdim, evet hafta sonumu yine genelde yaptığım gibi, objektif olarak bakarsak “mal gibi evde geçirdim“.

Arada tabi 2 güne 3 film sığdırdım ve kesin olarak şunu anladım ki ben filmler olmadan, sinema olmadan yapamam. Zaman zaman hayatımın biteceği o anı hayal ediyorum. Onca güzelliği -güzelliklerden kastım yalnızca filmler değil elbette- yağmurlu ve kasvetli bir sonbahar gününü, büyüleyici bir doğa manzarasını, izlenen filmlerden alınan o tarifsiz duyguları vs. bir daha yaşayamayacak ve bir daha göremeyeceğim. O nedenle izlediğim o filmlere sıkı sıkıya bağlıyım ve tekrar tekrar izliyorum sanırım. İliklerine kadar bütün filmlerdeki güzellikleri elimden geldiğince emmeye, tüketmeye, ruhumu beslemeye ve doyurmaya çalışıyorum.

En son izlediğim film “Lost In Translation” ama ilk önce ondan bahsetmek istiyorum. Uzun bir süredir insan, insan ilişkileri ve yaşam üzerine izlediğin en iyi filmlerden birisi.

İzlendikten sonra insanı düşünmeye, sorgulamaya iten filmlerden birisi Lost In Translation. Insanın duygularını kucaklayan sımsıkı bir senaryosu var. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Filmin yönetmeni de tanıdık, merak eden araştırıp bulsun…

İzlediğim filmlerden diğeri, 2007 yılının en çok ses getiren yapımlarından birisi “There will be blood“. Filmin başrol oyuncusu Daniel Day Lewis’ın insanüstü bir performans sergilediği ağır bir yapım. İzlerken yer yer sıkılabilirsiniz, uyarmadan gecemeyeceğim…

Kimseye güvenmeyen, hırslı (para kazanma ve iş konusunda), amaçları doğrultusunda insanları kullanmaktan çekinmeyen, kendi yalnızlığı içinde kendi kendini bitip tüketen bir adamın hikayesi. Bu filmi de şiddetle tavsiye ediyorum (her ne kadar yer yer sıkıcı gelebileceğini bildiğim halde).

Ve izlediğim bir diğer film “Pride & Prejudice“. Yer yer neşeli, konusu vasatın üzerinde olmayan bir aşk filmi. Birisi önyargılı diğeri ise gururlu iki insanın merkezinde dönen ve mutlu sonla biten bir aşk hikayesi.

Film hakkında böyle vasat yorum yaptığıma bakmayın, kimi sahnelerinde gözlerimin dolduğu bir filmdir “Pride & Prejudice”. Bana sorarsanız keyfile izlenebilecek türden bir film bu da.

İzlediğim bu filmlerden çok fazla kafamı yoran iki alıntı vereceğim;

  • Birincisi “Pride & Prejudice” filminde resimde görülen elemanın “My good opinion, once lost, is lost forever” (iyi düşüncelerim -bir insana karşı- bir defa kayboldu mu, sonsuza dek kaybolur) demesi.
  • İkincisi “There will be blood” filminde Daniel Day Lewis’in kendisini kardeşi olarak tanıtan Henry’ye “I see the worst in people. I don’t need to look past seeing them to get all I need.” (İnsanların içindeki en kötüyü (kötü belki daha doğru) görebiliyorum. İhtiyacım olanı almak için geriye dönüp geçmişe bakmaya ihtiyaç duymuyorum) demesi.
Evet belki yine iddalı laflar edeceğim ama sanırım bu iki şey benim için de geçerli. Gerçekten de insanlar hakkındaki iyi ve olumlu fikirlerim bir defa yok olduğunda, sonsuza dek yok oluyorlar. Onları bir daha geriye getiremiyorum. Örnek mi örnek çok, birçok eski arkadaşım…
Ve evet, ben insanların içindeki belki en kötü olanı değil ama kötüyü görebiliyorum. İlk bakışta değil tabii ki ama bunun için de uzun bir süre geçmesi gerekmiyor. Bilmiyorum belki bana öyle geliyor (*)

, ,

No comments yet.

Bir cevap yazın

Font Resize