Benim de söyleyeceklerim var

Umut Sarıkaya‘nın, 17 Eylül 2008 tarihli Uykusuz Dergisi‘ndeki köşesinden alıntıdır.

Okulda hiç kimseyle doğru düzgün iletişimleri olmayan, okul dışında da tanıdıkları pek olmayan, gelgelelim dersleri de iyi olmayan, ne yaptıklarını anlayamadığımız arkadaşlar vardır. Fısır fısır bişeyler konuşurlar kendi aralarında. Kırk yılda bir, sınav zamanı yanınıza yaklaşıp, ya notları isterler, ya da sınavda hangi konulardan sorumlu olduğunuzu sorarlar. Arada bir bu performanla nasıl edindiklerini anlayamadığınız, başka fakülteden, tip olarak onlara benzeyen başka bir çocukla yemek yiyip konuşurken görürsünüz. Ama sadece görürsünüz. Zira yapı olarak insanda herhangi bir his bırakmaz bunlar. Mezun olunca hemen unutulan, bir iki yıl sonra isimleri bile hatırlanmayan, topluca gidilen yemeklere, içmelere çağrılmayan, eğer çok düşünürseniz “herhalde memleketlerine yerleşmişlerdir” diye cevaplayabildiğiniz etkisiz elemanlardır bu ikisi. Ders dışında sadece yazın, finaller bittikten bi kaç hafta sonra panoda notlara bakarken, ya da öğrenci işlerinden belge çıkarırken yan yana gelirsiniz bunlarla ve orada biter yan yan durma, belki biraz konuşma maceranız. Eğer notlara baktıktan ya da belge çıkardıktan sonra aynı anda fakülteden çıktıysanız, sıcağın ortasında, bomboş kampüste, okulun ana kapısında kadar zorla sadece dersler ve hocalar üzerine muhabbet edip yürümüşlüğünüz, çıkar çıkmaz ya başka istikamete gitmişliğiniz, ya da aynı otobüsün içinde onlardan uzaklaşmak için  arka kapıya doğru ilerlemişliğiniz olabilir. Kendilerine karşı hiçbir duygu beslemediğiniz, objektif gözle bakarsak “mal” diye adlandırabileceğimiz sıkıcı, eğlencesiz, insana hiç bir ilginç şey vaat etmeyen kişilerdir bunlar. İşte biz fakültenin o iki malıydık galiba…Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de eve çıkmıştık. Onun yani Yasin’in dayısının bürosunda kullanmadığı bir küçük buzdolabı varmış o gelecekti, hiçbir zaman gelmedi. Annemler koltuk verdi, Yasin’in de bir büyük masası, bir sehpası ve iki halısı vardı. İkinci el bir televisyon aldık, bozuldu, tamir ettirmedik. “Yavaş yavaş alırız iyi eşyaları” dedik, ilk taşınmadan sonra eve bir tane eşya girmedi. Çok sigara, çok bira içildi, çok gazete serilip üzerinde menemen yenildi, eve hiç kız girmedi. Bir sömestri böyle bitirdik. Final haftası Yasin’in samimi olduğu Altan diye bir çocukla finallere hazırlandık. Bir hafta bizde kaldı. Bir kızdan notlar istedik, yanlış yerlere çalışmışız, hepimiz kaldık. Sonraları Altan bize sürekli gelmeye başladı. Bizden sıkılıyordu beğenmiyordu bizi ama geliyordu. Herhalde gidecek daha iyi bir yeri yoktu. Bizden daha sosyaldi, okulda başkaları olunca pek konuşmazdı bizle. Akşamları ise bize gelince elinde sadece kendisine içmek için getirdiği tek birasıyla gelir, Yasin’in Trabzonspor şortunu kendisine büyük geldiği halde giyer, terli, beyaz ve büyük ayaklarını sehpaya uzatarak birasını içerdi. Biz pek konuşmazdık, uzun bir sessizlikten sonra hep aynı şekilde başlardı konuşmaya, “oğlum siz var ya tam malsınız ha!” derdi. Ardından da şu evi bir değerlendiremediğimizi, mıymıntı olduğumuzu söylerdi, kendisinin yurtta kalmasa neler yapabileceğinden bahsederdi. Biz susardık, gitmesini beklerdik. Biraz daha oturur, yemeği bekler, yer ve giderdi yurduna. Aslında ne kadar itici olsa da söylediklerinde haklıydı. İkimiz de özgürlük ve seks arayışıyla eve çıkmıştık ama menemen, kıymalı yumurtadan başka bizi muhatap alan bulamamıştık. Kaç kere dışarı çıkmış, şansımızı denemiştik ama olmamıştı. Hatta bu Altan’ın çevresine bile sızmayı denemiştik ama Altan da dahil olmak üzere çevre bizi içine almamıştı. Hatta Yasin bir kere Altan’a bir arkadaşının bizim için “abi kızları kaçırıyorlar, gelmesinler” dediğini duymuş. Doğru bir hareket yaptık ve tırmalamak yerine kaderimize boyun eğmeyi tercih ettik Yasin’le. Evden okula gidip geldik aylarca. Altan’da pek sık gelmiyordu zaten. Bigün okuldan Altan geldi yanımıza, “gece bi durumlar olabilir, siz evde misiniz?” dedi. Cevabı beklemeden “evi boşaltır mısınız” diye sordu. “Yok abi olmaz öyle şey” dedi Yasin. “Oğlum nolur lan, soz ikna ettik kızı zaten” diye yalvardı. Evden gitmeyeceğimizi ama isterse kızla gelebileceğini söyledik. Benim anahtarı aldı, “akşam beklemeyin bizi geç geliriz, yatın uyuyun” dedi.

Bekledik. Kapının açılmasını duyunca Yasin’le onun odasına doğru kaçtık. Masaya oturduk bişey okuyomuş gibi yaptık. Birden odanın kapısı açıldı. Altan sarhoş ve keyifliydi. Sürekli gülümsüyordu, yüzüne bi sevecenlik gelmişti. “Ne haber ya uyumadınız mı daha” dedi, arkasından şişman gibi bi kız bize el salladı “meraba çocuklar” dedi. Biz de gülümsedik. Altan o kadar sevecen ve ilgiliydi ki bizle. “Napıyosunuz. Aaa yeni mi aldınız o kalemliği” diye masadaki eski kalemliği göstererek sordu. “Yok ya, hep vardı” dedim. Yasin’e de “saçını mı kestin, iyi olmuş bak böyle” dedi. Sonra da “neyse iyi geceler” diyip kapıyı hızla çekti. “Oğlum bu ne yaa” dedim Altan gidince, Yasin anlamadı. “Oğlum bu yaşanan nedir, yalandan ilgilenmeler felan. Ben içerdeyim gelmeyin, rahatımı bozmayın diyor adam resmen. Bize bizim evimizde artistlik yapıyor” dedim. “Oğlum olur öyle şeyler saçmalama” dedi Yasin. “Tabi olur. Oğlum benim yatağımı günaha alet ediyorlar seninkin değil. Vermedin yatağını olur diyosun”. Yasin sustu, içerden kahkahalar geliyordu. “Hapsolduk buraya resmen” diye söylenip durdum. Bişeyler konuşuyorlardı ama anlayamıyorduk, kaldıkaları yer olan benim oda uzaktı. Duymak için odanın kapısını araladık. Altan kaldıkları benim odanın kapısını seri şekilde çok hızlı kapattı. Odanın ışığı yanıyordu. “Şu hale bak anamız babamız bizi okuyo zannediyo. Goygoyculuk” yapıyoruz burada. Rezillik resmen. Ben yarından itibaren içki de içmiycem lan. Derslerime bakıcam. Bu ne lan Ahu Tuba filmlerindeki gençler gibi olduk” diye veryansın ettim. “Oğlum sakin ol. Delirme” diyerek teskin etmeye çalıştı beni. Teskin oldum. “Ben gidip dinliycem lan kapıdan. Çok merak ettim ne konuşuyorlar” dedim, Yasin yapma etme dedi ama gittim. Ses gelmiyordu. Birden Altan’ın öksürdüğünü duydum. Panik oldum, Yasin’e baktım korkmuştu, ani karar verip, uzak olan Yasin yerine, ters istikametteki ama yakın olan mutfağa kaçtım. Gelirse “benim evim ne var, su içiyorum. İçemez miyim” derim diye düşündüm. Kapı biraz geç açıldı, içerden tamamıyla çıplak Altan çıktı. Silüet halinde, üzerime doğru yürüyordu. “Doymadı şerefsiz” diye içimden geçirerek sürdürdüm korkulu bekleyişimi. Sonra durdu, Yasin’in kapısı açık odasına doğru ilerledi. Kolay lokma olmadığımı anlamış olmalıydı. Sonra odaya girmeden Yasin’in odasının yanındaki tuvalete girdi. Uzun süre çıkmadı, işiyor olamazdı. Geç kalınca, şişman gibi kız ona yataktan seslendi. Tuvaletten hırıltı halinde “geliyorum aşkım” dediğini duydum. Ayağında önü kapalı, kahverengi, sert plastikten tuvalet terlikleriyle, başkasının alaturka tuvaletine, çırılçıplak sıçmak ve “geliyorum aşkım”…O günden beri “aşkım” hitabından ölesiye tiksinirim…Gözümü kara edip, çömelik küçük adımlarla Yasin’in odasına doğru koştum. Ben sandelyede, Yasin yatağında uyudu. Sabah kahvaltıda şişman gibi kız bizimle yalandan ilgilendi. En ufak bir ilginçliği olmayan anılarımıza “aahahaha çok saçmaymış yaa” diye güldü. Biz de anlattıkça anlattık. Ama yine de bi gergin hava hakimdi ortama. Herkes birbirinden çok farklı düşünceler içerisindeydi. Altan sakin ve umursamazdı. Kız dediğim gibi iyi geçinerek minnet ödemeye çalışıyordu, Yasin kıza hafif gövde gösterisi yapıyordu, ben ise tavrlı gibi, aslında çok acaip dertleri varmış gibi durup dururken susuyor, dalıyor, uzaklara bakıyordum, sen neden bu kadar sessizsin diye sorulmasını bekliyordum. Kız sormadı, Yasin “neyin var susuyosun” diye sordu. Cevap vermedim.

Sonra iki zevk esiri, Altan ve şişman gibi kız evden gittiler. Banyodan başlayarak heryeri enikonu bi güzel sildim, toz vimi iyice boca ettim tuvalate. Nevresimleri annemlere götürüp yıkatmak için topladım. Yasin’le Altan’ı eve sokmamak için kesin karar eldık.

Sonra Altan ve şişman gibi kız bize çok geldiler. Sevgili oldular. Eve bir kız girince gerisi gelir, arkadaşları gelir diye düşündük. Hiçbirini çağırmadı eve şişman gibi kız. Bigün yine odadaki sesleri dinliyorduk ki, bunlar artık şuh kahkahalar değil, kavga ve ağlama sesleriydi. Kapının açıldığını duyunca masaya geçtik bişeyler okuyor gibi yaptık. Altan yine sıçmaya gidiyordu belli ki. Zevkde sıçıyor, neşede sıçıyor, kederde sıçıyordu. Sürekli PARS PARS diye sıçıyordu, engelleyemiyorduk. Tuvaletten çıktıntan sonra odaya girdi. Allahtan donunu giymişti bu sefer. Kızın hala içerden ağlama sesleri geliyordu. Bir sigara yaktı. “Oğlum var ya aslında en güzeli sizinki ha. Takılmayacaksın abi kimseyle. İnsanla uğraşması kadar bu dünyada zor bişey yok. Valla özeniyorum sizin hayatınıza” dedi. Şov yapıyordu pezevenk. Sevgili okurlar söyler misiniz: “aslında her şeyi bırakıcaksın bi sirke katılıp bütün Avrupa’yı onlarla gezeceksin” serzenişinden ne farkı var bu serzenişin. “Kolundan tutan mı var, git katıl” desen katılmaz, maksan sirk değil, maksat senin kafanı s.kmek, zamanını çalmak. Sirk kendi hayatı olmuş haberi yok. İşte Altan da şov peşindeydi. Kendini tatmin etmeye gelmişti. Biraz ondan ve onun müthiş ilişkisinden neden konuşmayalım diye düşünmüştü. O yaşta fark edemedik. “nooldu lan bağırtılar duyduk ama müdahale etmek istemedik. Anlatmak istersen, özel değilse dinleriz” dedik. “Ya kıskanıyo beni. Ben özgürlüğüme düşkün bi insanım kardeşim, gelemiyorum sıkıntıya” dedi. Özgürlüğüne düşkünmüş. Mına koyyim sanki bıraksan Latin Amerika Devrimi yapacak, toplum, aile, devlet gibi tabuları tartışmaya açacak pezevenk. Bu “özgürlük” s.kinden başka bi yazıda bahsederiz bi ara. Uzun mevzu. Neyse sonra ardı sıra “Naapiiim lan siz söyleyin. Yol vereyim mi ben bu kıza?” diye sordu. “Ne biliyim abi senin sevgilin sonuçta” dedim. “Ne sevgilisi yaaa. Takılıyoruz abi. Ciddi değilim ben bunla” dedi. Ben bunu duyar duymaz içimde ne var ne yok döktüm. Yasin de bana katılınca sazı aldık elimize. “Zaten bize de asılıyodu, başı ayrı oynuyo, g.tü ayrı oynuyo, çirkin de bişey” diye konuştıkça konuştuk. Önce sessiz kaldı, onayladı, sonra sustu, çok sustu, başka yerlere baktı, “neyse ben bi yanına gideyim şunun” dedi, gitti.

O geceden sonra Altan ve sevgilisi şişman gibi kız bi daha evimize gelmedi. Ayrıldılar mı bilmiyorum zira beni okuldan sonra kimse aramadı. Yasin ne yaptı onu da bilmiyorum, ben de onu hiç aramadım.

, ,

No comments yet.

Bir Cevap Yazın

Font Resize